PAMUK PRENSES VE ZEHİRLİ EGOLAR

Ülkenin birinde, aklını güzellik yarışmalarıyla bozan bir kadın varmış. Tek istediği, bir kız çocuğu sahibi olmak ve güzellik yarışmalarında hep birinci olduğunu görmekmiş. Ne yazık ki yıllarca denemesine rağmen çocuk sahibi olamamış ve tüp bebek tedavisi görmeye karar vermiş. Sonunda istediği kız çocuğu dünyaya gelmiş.

Yıllar yılları kovalamış, kız çocuğu büyümüş; gerçekten de bakanların bir daha bakacağı kadar güzel bir genç kadın olmuş. Annesinin isteği üzerine, güzel kız yarışmaya katılmış ve annesinin öngördüğü şekilde yarışmanın birincisi olmuş. Artık herkes için tescillenmiş bir güzelliğe sahipmiş. Yarışmadaki hâl ve davranışlarındaki naiflikten dolayı herkes ona “Pamuk Prenses” demeye başlamış.

Ertesi gün gazetelerin hepsinde manşet olmuş: “Güzelliğiyle büyüleyen Pamuk Prenses”, “Ülke Pamuk Prensesini seçti”, bunun gibi bir sürü başlık… Anne tüm haberleri tek kelime atlamadan, böbürlenerek okumuş. Kendi kızı artık ülkesinin en güzeliymiş. Herkes ondan konuşuyormuş. Bu durum, onun egosunu haliyle okşuyormuş.

Bir gün kızıyla ilgili haberleri televizyonda izlerken kafasını yan tarafa çevirmiş, aynadaki yansımasıyla burun buruna gelmiş. Kızı televizyonda parlıyormuş ancak kendisi hâlâ herkesin alay ettiği, çirkinliğini konuştuğu kadınmış. Duygu durumu bir anda değişmiş ve kızı birinci olduğu için böbürlenen kadın, deli gibi kızını kıskanmaya başlamış.

Hemen telefonuna cilt tarama programı indirmiş ve yüz tanımlaması yapmış. Yüzde kaç çirkin olduğunu, yüz kusurlarının neler olduğunu öğrenmiş. Başından aşağı kaynar sular dökülmüş çünkü uygulamayı kullanan kullanıcılar içerisinde son sıralarda yer alıyormuş, yaşından da ortalama yirmi yaş daha büyük olduğu yazıyormuş. Yazmakla da kalmıyor, program bunu sesli bir şekilde söylüyormuş.

Kadın duyduklarından sonra çılgına dönmüş, telefondan hemen programı silmiş. O evde çılgına dönerken, kız ise televizyon programlarından röportajlara, radyo programlarına, çeşitli medya kanallarıyla görüşmeye devam ediyormuş.

Her şey harika gibi gözükse de kız bu durumdan yorulmaya başlamış. Yıllarca annesi istediği için güzellik yarışmalarına hazırlanmış ve kendisinin de bunu istediğini düşünmüş. Ancak yaşadıklarının ne kadar yorucu olduğunu anlamış. Bir yanı hep eski hayatındaki sakinliği aramaya başlamış. Çünkü Pamuk Prenses gerçekten pamuk bir kalbe sahipmiş.

Bu kadar gündem olmak ya da koşturmak ona göre değilmiş. Onun tek istediği, çocukluğundaki gibi mahallesindeki sokak hayvanlarını beslemek, çocuklarla oyunlar oynamak, spor ayakkabı giymekmiş. Spor ayakkabı diyorum çünkü yarışmalarla beraber topuklu ayakkabı onun hayatına girmiş, onun için artık yürümek işkence gibiymiş. Artık ne topuklu ayakkabı giymek istiyormuş ne de televizyonlarda olmak. Birinci olduğu için pişman olmaya bile başlamış ama bu düşüncelerini annesine nasıl anlatacağını hiç bilmiyormuş.

Bu düşüncelerle evinin yolunu tutmuş. Evde ise annesi biraz da olsa sakinleşmiş. Kızı için kek bile hazırlamış. Kızı eve gelmiş, annesiyle selamlaşmış, biraz nefes almak adına balkonda oturmaya başlamış. Kadın elindeki kek tabağını kızına uzatmış:

— Alsana, sana kek yaptım, demiş.

Kız tabağa uzanmayınca kadın tekrardan:

— Alsana! diye ısrar etmiş.

Kız, annesinin ısrarı üzerine kek tabağını almış, masanın üstüne koymuş ve yememiş. Anne yine ısrar etmiş. Kız kekten bir ısırık almış ve fenalaşarak yere düşmüş. Yerde nefes alamadığı için çırpınmaya başlamış. Annesine nefes alamadığını işaret etmiş. Annesi donmuş kalmış, sadece yerde yatan kızına bakmakla yetinmiş.

Karşı komşu durumu görünce ambulansa ve polise haber vermiş. Ambulans gelmiş, ilk müdahalenin ardından kız hastaneye götürülmüş. Hastanede yapılan tetkikler sonucunda, kızın alerjik reaksiyon gösterdiği için bu duruma geldiği anlaşılmış.

Doktor, Pamuk Prensese:

— Alerjini tetikleyecek bir yiyecek yedin mi? diye sormuş.

Pamuk Prenses annesinin verdiği keki hatırlamış ama:

— Hayır, yemedim, demiş.

Doktor:

— Peki, demiş ve odadan çıkmış.

Pamuk Prenses yaşadığı şeye anlam verememiş. Çünkü annesi bu yaşına kadar alerjisinin olduğu yiyecekleri yememesi için onu hep uyarmış, hep dikkat etmiş. Biraz dinlendikten sonra yattığı yataktan kalkmış, odadan dışarıya çıkmış. Etrafta annesini görememiş; uyandığında da yanında yokmuş zaten.

Hastane asansörüne yönelmiş ve iki kat aşağıya inmiş. Asansör kapısı açılmış ve karşısında oturan yedi tane cüceyle karşılaşmış. Kafasını kaldırdığında, Ortopedi ve Travmatoloji bölümünde olduğunu fark etmiş.

Cücelerden biri Pamuk Prenses’i fark edince yanındaki cüceye dönerek:

— Aaa, bak! Güzellik yarışmasındaki kız! Pamuk Prenses, demiş.

Diğer cüce de şaşırmış:

— Evet, o kız! Onunla bir gün karşılaşacağım demiştim size, demiş.

Pamuk Prenses, adamların kendi aralarında konuştuklarından hiçbir şey anlamamış:

— Siz kimsiniz? Neyden bahsediyorsunuz? demiş.

Cücelerden en neşeli olan lafa girmiş:

— Pamuk Prenses, sen bunların kusuruna bakma. Güzellik yarışmasını izlerken kardeşim seni çok beğeniyordu ve boy uzatma ameliyatından sonra seni mutlaka bulacağını söylüyordu ama sen bizi önce buldun, demiş ve kahkahayı patlatmış.

Duruma bozulan cüce, kardeşinin kafasına vurmuş. Pamuk Prenses adamları dinlemeden oradan hızla uzaklaşmış ve merdivenlere yönelmiş. Odasına çıkmak isterken, merdivenlerden inen yakışıklı bir doktorla çarpışmış.

Doktor Pamuk Prenses’i görünce şaşırmış:

— Aaaa… Pamuk Prenses…

Doktorun lafını kesmiş:

— Evet, evet, benim Pamuk Prenses! Bi’ bırakmadınız peşimi! demiş.

Doktoru tersleyip odasına çıkmış. Doktor da neye uğradığını şaşırmış, kendi yoluna gitmiş.

Pamuk Prenses, odasının kapısına geldiğinde içeriden sesler geliyormuş. Hemen kulak misafiri olmuş. Pamuk Prenses olması, kapı dinlemeyeceği anlamına gelmiyormuş. İçeride annesi telefonda biriyle konuşuyormuş:

— Gerçekten pişmanım. Neredeyse kendi kızımı öldürüyordum. Allah’tan anlamadı kekin elmalı olduğunu…

Pamuk Prenses daha iyi duymak için kapıya biraz daha sokulmuş:

— Ne bileyim Necla, böyle olacağını! Üstüme gelme! Kızım da olsa güzelliğini kıskandım… Neden ben güzel değilim?

Pamuk Prenses’in sinirden yüzü kıpkırmızı bir elmaya dönüşmüş. Birden içeriye dalmış. Annesi kapı sesinden irkilmiş, telefonu kapatıp cebine koymuş.

— Duyduklarım doğru mu anne? Beni kıskandığın için bana elma mı yedirdin?

Koca kadın kem küm etmeye başlamış. Pamuk Prenses konuşmaya devam etmiş:

— Ya ben sen istiyorsun diye yıllarca saçma sapan güzellik yarışmalarına hazırlandım. Ne içindi? Sonucunda annem beni kıskansın ve öldürsün diye miydi?

Kadın birden savunmaya geçmiş:

— Saçmalama! İkimiz de ölmeyeceğini biliyoruz. Alerjiden kim ölmüş de sen öleceksin?

Pamuk

Prenses daha fazla dayanamamış:

— Sen gerçekten hastasın, demiş. Ve devam etmiş: Hazır hastanedeyken seni de bir doktora göstermek lazım.

Camın önünde bulunan tekerlekli sandalyeye kadını kolundan tuttuğu gibi oturtmuş. Kadın neye uğradığını şaşırmış, kalkmak istemiş. Prenses buna izin vermemiş, hızla odadan çıkıp tekrar asansöre binmişler. İki kat inmişler ve cücelerle yeniden karşılaşmışlar.

— Bana yardım eder misiniz? Annem hasta ve doktora göstermem lazım.

Cüceler sevinçle hep bir ağızdan konuşarak bunu kabul etmiş. Çünkü hepsi Prensese hayranlık duyuyormuş. Ne dese sorgulamadan yaparlarmış. Sandalyeye yapışmış ve yedisi birden kadını sürüklemeye başlamış. Nereye olduğunu sorgulamamışlar bile.

Pamuk Prenses onların önünde ilerliyormuş:

— Evet, geldik, demiş.

Hepsi kafayı kaldırmış ve hastanenin Psikiyatri bölümünde olduklarını fark etmişler. Kadın öfkeden deliye dönmüş. Bağırmaya başlamış:

— Senin gibi evlat olmaz olsun! Bunun için mi büyüttüm seni?

Pamuk Prenses:

— Anne, sakin ol.

Kadın:

— Olamam efendim, OLAMAMMMM! diye avazı çıktığı kadar bağırmış.

Cücelerden biri Pamuk Prenses’e dönmüş:

— Pamuk, doğru yere gelmişiz. Bu kadın gerçekten deli!

Kadına dönmüş ve devam etmiş:

— Yahu deli kadın, neden bağırıyorsun? Git işte tedavi ol, Pamuğu da üzme!

Kadın iyice sesini yükseltmiş:

— Sana mı soracağım çirkin şey! Çekil önümden!

Demiş ve sandalyeden kalkıp oradan uzaklaşmış. Cüceler arkasından bağırmış:

— Heyyy! Deli kadın! Geri dön ve tedavi ol!

Pamuk onları susturmuş:

— Bırakın gitsin.

Cüceler itiraz etmiş:

— Ama Pamuk, gitti…

Pamuk Prenses omuz silkmiş:

— Boş verin, nereye gidebilir ki? Eve gitmiştir en fazla…

Cüceler, Pamuğun üzgün olduğunu görünce onu evlerine davet etmiş. Pamuk Prenses, onları uygun bir dille reddetmiş. Ama eve gitmek istemediğinden de eminmiş. Hastanenin bahçesine inmiş, bir banka oturmuş. Hayatında ne yapmak istediğini, ne yapmak istemediğini sorgulamaya başlamış.

O sırada, merdivenlerde çarpıştığı doktor elinde kahve bardağıyla yanına gelmiş. Pamuk Prensese uzatmış. Pamuk Prenses:

— Doktor Bey, teşekkür ederim. Ancak kahve içmek istemiyorum. Açık konuşmak gerekirse, yanımda birinin olmasını da istemiyorum. Beni kendimle baş başa bırakır mısınız?

Doktor bu tavra çok bozulmuş ancak kabul etmiş ve yanından ayrılmış.

Güzeller güzeli Pamuk Prenses de iyice düşündükten sonra, tüm yaşantısını geride bırakmaya ve istediği sade yaşantısına geri dönmeye karar vermiş. O günden sonra, kendine zarar veren kişi kendi kanından bile olsa mesafeli olması gerektiğini öğrenmiş ve annesiyle bir daha görüşmemiş.

— SON —

3 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. msaitsabuncu adlı kullanıcının avatarı msaitsabuncu dedi ki:

    Ne güzel harmanlamışsınız masalı ve hayatı…
    Zehirli elmalar artık meyve değil, söz oluyor.
    Bir bakış, bir ima, bir kıyas…
    Hepsi insanın içini yavaşça kemiren bir ego yansıması.
    Ama “içindeki prensesi” korumayı bilen herkes, o zehri ilaca çevirebilir.
    Kaleminize sağlık, bu yazı aynaya bakınca kendini sorgulayan herkes için çok değerli!

    Liked by 1 kişi

    1. Mervecee adlı kullanıcının avatarı Mervecee dedi ki:

      Vakit ayırıp okuduğunuz ve yorumunuz için çok teşekkür ederim 🙏

      Beğen

  2. msaitsabuncu adlı kullanıcının avatarı msaitsabuncu dedi ki:

    Rica ederim.

    Beğen

Mervecee için bir cevap yazın Cevabı iptal et