Ankara’da bir lisede çekilip sosyal medyada yayılan görüntüler, ülke gündemine oturdu. Görüntülerde, öğrencilerin sınıf içinde öğretmenlerine yönelik zorbalık içeren davranışlar sergilediği ve öğretmenin sabrının zorlandığı anlar dikkat çekiyordu. Akran zorbalığının ulaştığı noktayı tartıştığımız bugünlerde, sınıfın otorite figürü olarak görülen bir öğretmene yapılanların boyutu gerçekten düşündürücü.
Görüntülerin ardından sosyal medyadaki yorumlara baktığımda, bir kesimin öğretmeni “otorite sağlayamamakla” suçladığını; diğer kesimin ise öğrencileri “saygısızlık ve terbiyesizlikle” eleştirdiğini gördüm. Oysa tek bir anlık görüntü üzerinden kesin yargılara varmak doğru değil. Bu olaydan yola çıkarak asıl konuşmamız gereken, çözümün ne olabileceği.
Öğretmenler de zaman zaman zorbalığa maruz kalıyor ve buna karşı yapabilecekleri oldukça sınırlı. Fiziksel müdahalede bulunamazlar, bulunmaları da zaten kabul edilemez. Sözlü olarak sert bir uyarıda bulunsalar bile “hakaret” iddiasıyla suçlanabilirler. Bu durumda öğretmen ne yapmalı? Disiplin cezasına başvurmak kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda davranışı düzeltmek yerine daha da artırma riski taşır. Bu nedenle sorunun kökenine inmeye çalışmak çok daha etkili bir yaklaşım olacaktır.
Ayrıca, sürekli “Eğitim kötüye gidiyor”, “Okullarda hiçbir şey öğretilmiyor” gibi genellemeler yapmak da çözüm üretmez. Çünkü görüntülerdeki çocuklar, basit bir “yerinize oturun” uyarısını bile ciddiye almıyor ve zorbalığı adeta bir eğlence gibi görüyorlar. Böyle bir durumda “Öğretmen de otoriter olsaydı!” demek kolaycılık olur. Hepimiz o öğretmenin yerinde olsak benzer bir çaresizlik yaşayabilirdik. Bu nedenle suçlamak yerine, çocukların hangi ihtiyaçlarının, hangi sorunlarının bu davranışlara yol açtığını anlamaya odaklanmalıyız.
Görüntülerde dikkat çeken bir diğer unsur da sınıftaki diğer öğrencilerin rahat tavırlarıydı. Olayı sanki sıradan bir durum izliyormuş gibi karşılamaları, kimsenin tepki vermemesi çeşitli soruları akla getiriyor: Acaba diğer öğrenciler de zaman zaman bu tür zorbalığa uğruyor olabilir mi? Yoksa bu davranışları sergileyen öğrenci sınıfın “şakacı çocuğu” olarak mı görülüyor? Dileğim, ortada bilinçli bir kötülük değil, sınırı aşılmış bir şaka anlayışının olması. Çünkü doğru yönlendirme ile böyle davranışlar düzeltilebilir.
Bu süreçte de ailelere büyük işler düşüyor. Çocuklar belirli bir yaşa gelmiş olsalar da ailelerin eğitim sürecine evde devam etmesi, davranış sorunlarını görmezden gelmemesi ve gerekirse psikolojik destek alması son derece önemli. Küçük bir sorun zamanında fark edilmezse, ileride çok daha ciddi problemlere dönüşebileceği unutulmamalı.
Son olarak, umarım bu süreçte görüntülerdeki öğretmenin gönlü alınır ve yaşadığı kırgınlık hafifletilir. Öğretmenler mesleklerine başlarken çeşitli zorluklarla karşılaşabileceklerini bilirler; fakat bu onların değerini azaltmaz. Tam aksine, daha büyük bir saygıyı hak ettiklerini hatırlatır. Atatürk’ün de dediği gibi:
“Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.”
Bu söz, eğitimcilerimizin toplum için ne kadar kıymetli olduğunu ve desteklenmeleri gerektiğini bize bir kez daha gösteriyor. Bizler de toplum olarak bu bilinçle hareket etmeli, çocuklarımızın ve eğitim sistemimizin geleceği için sorumluluk almaktan kaçınmamalıyız.