
Geçenlerde, olumsuz düşüncelere takılmakla ilgili bir psikoloji programına denk geldim. Programda, kaygılı insanların günlük tutmaması gerektiği vurgulanıyordu. Çünkü zihin, olumsuzlukları hafızada tutma eğilimindeymiş. Bu, aslında zihnin hayatta kalmaya ve sorunlarla baş etmeye yönelik doğal bir savunma mekanizmasıymış.
Bu bilgi beni çok şaşırttı. Hemen çocukluk ve ergenlik döneminde tuttuğum günlükler geldi aklıma. Aslında uzun süredir varlıkları beni rahatsız ediyordu; bu program onları imha etmem için bir bahane oldu diyebilirim. Yıllardır açıp okumamıştım ama ne yazdığımı genel hatlarıyla hatırlıyordum.
Yine de birkaç sayfa karıştırdım ve kendimi yirmi yıl öncesine bir yolculukta buldum. Karşımda on beş yaşında bir kız çocuğu vardı. Hayata nefretle bakan, hırçın ve öfkeli bir çocuk. İnsanların onu anlamadığından şikâyet ediyor, sevilmemekten korkuyordu. Çünkü yalnız kalmak istemiyordu. İçinde fırtınalar kopuyor ama hiçbirini dışarıya yansıtmıyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey olması gerektiği gibiydi: iyi bir çocuk, başarılı bir öğrenciydi. Ama iç dünyasında bambaşka bir fırtına vardı. Kendini ifade edemiyor, acısını yalnızca kâğıda ve kaleme dökebiliyordu. Nefretini sayfalara kusuyordu adeta.
Her sayfada, birbirini tekrar eden cümleler yer alıyordu. Hani karda yürüyünce ayak izlerimiz kalır da peşimizden gelen onları takip eder ya… İşte onun hayatı da öyleydi. Ancak işin kötü yanı, karın üzerine bir çember çizmiş ve o çemberin içinde daireler çizerek dönüp duruyordu. Bu döngünün ne zaman ve nasıl kırıldığını ise gerçekten hatırlamıyorum.
Bunları yazmak benim için kolay değil. O günlerdeki ben, gerçekten desteğe ihtiyacı olan bir çocukmuş. Ama bunu hiç dile getirememiş. Satırların arasına sıkıştırılmış hayalleri de vardı; bazıları gerçekleşmiş, bazılarıysa hâlâ yolunu arıyor.
Mesela, okuduğu bölümü sevmiyormuş ve başka bir meslek yapmak istiyormuş. Bunu başardı; mesleğini değiştirdi. Bir diğer hayali ise oyuncu olmakmış. Belki uzun soluklu olmadı ama sahne tozunu yuttu o küçük kız. Kurduğum hayallerin çoğunu hatırlamasam da bazılarını gerçekleştirmiş olduğumu fark etmek, beni mutlu etti.
Nefret dolu şiirlerim varmış o günlerde. Onları bol resimli bir kitap hâline getirmek istiyormuşum. Bu hayal henüz gerçekleşmedi. Açıkçası bu hayali kurduğumu bile hatırlamıyorum ama bir gün onun da gerçekleşeceğine inanıyorum. Elbette içeriği değişerek… Çünkü artık geçmişe kıyasla daha pozitif birine dönüştüm. Belki şiirlerin yerini başka konular alır; henüz karar vermedim.
Ve son olarak… Yazdıklarımla, bloğumla ilgili birinden yorum aldım. Belki de bu yazıyı yazmamın bir sebebi de o yorumdur. Çünkü değişimimi, düşünce tarzımdaki farklılığı fark eden, yazdıklarımı ve hissettiklerimi gören biri var.
Keşke on beş yaşındaki halime dönüp ona, “Artık rahat olabilirsin. Sakinleş. Her şey yoluna girecek,” diyebilseydim. Çünkü o kız çocuğunun tek derdi, “Ben buradayım!” savaşını kazanmaktı.
Bugün geldiğim noktada, sanırım bu savaşı kazandım.