KUVVETLİ BİR ALKIŞ

“Yalnız kalamadığım için sevgili oldum seninle, ayrılamadım evlendim, boşanamadım, çocuk yaptım. Otuz sene geçiverdi anlamadan…”

Berkun Oya’nın yazar ve yönetmenliğini üstlendiği, 6 bölümden oluşan Netflix dizisi KUVVETLİ BİR ALKIŞ, çekirdek bir ailenin yaşamını konu alıyor. Diziyi izlemeye başlarken izleyici, biraz gülüp eğleneceğini, kafa dağıtacağını düşünüyor, ancak işler hiç öyle ilerlemiyor. Çünkü dizideki çocuk (Metin) karakteri, daha dünyaya gelmeden anne karnındaki sahnede, yapımın klasik anlatı tarzına uymadığını gözler önüne seriyor. İlerleyiş, klasik anlatı tarzında serim, düğüm, çözüm şeklinde devam etse de, içerik kara komedi türünde ilerliyor. Anne karnındaki sahneyle izleyici, annenin (Zeynep), o güne kadar içine attığı şeylerle karşılaşıyor. Bu sahne, bir kadının birikmişliğini gözler önüne seriyor ve çocuk birikmişlikle ilgili yorumlarda bulunuyor. Çocuğun her kelimesi, izleyiciyi düşünmeye sevk ediyor. “Ne kadar haklı!” dedirtiyor ve izleyici, aynı şekilde davrandığını hatırlıyor. Hasır altına süpürülmüş duygular ve konular gün yüzüne çıkıyor.

Berkun Oya, sanki bir anda tüm kadınların sesi oluyor ve kadınların yaşam boyu ne kadar sessiz kaldıklarını gösteriyor. Aslında bu yalnızca kadınların değil, herkesin içinde biriktirdiği duygulara vurgu yapılıyor. Aile yaşamı üzerinden alışılagelmiş toplum yapısı eleştiriliyor. Çoğu sahnede, karı koca arasındaki iletişimsizlik vurgulanıyor. Annenin (Zeynep), meditasyon yaparak kendini rahatlatmaya çalıştığı sahnelerin hepsinde baba (Mehmet) karşısında oturuyor. Çünkü Zeynep’in içinde, Mehmet’le alakalı çözemediği düğümler bulunuyor. Aynı şekilde Mehmet de Zeynep meditasyon yaparken içinden onunla konuşuyor ve iletişim kurmak istiyor. Bu sahneler, bana eşlerin karşılıklı sessiz çığlıklar attığını hissettiriyor. İzlerken insanın, “Hadi artık konuşun! Çözün sıkıntılarınızı!” demesi geliyor. Bu iletişimsizlik, çocuğun doğumuyla başlayarak dizi sonuna kadar devam ediyor.

Çocuk (Metin), dünyaya gelmek istemeyen, hayatının portakal şeklinde devam etmesi gerektiğine ve bu düşüncenin doğru olduğuna fazlasıyla inanan bir birey olarak izleyicinin karşısına çıkıyor. Toplum kabulleri, bu karakter üzerinden eleştiriliyor. Okulda veli toplantısının yapıldığı sahnede, her insanın aynı şekilde başarılı olamayacağı, matematik üzerinden aktarılıyor. Öğretmen ve aile arasında geçen küçük sürtüşme ve öğretmenin zekaya vurgu yapması, kalıplaşmış düşünce biçimlerinin ne kadar acımasız olduğunu gösteriyor. Bu sahnede, annenin çırpınışını izleyici görüyor: “Herkes matematik bilmek zorunda değil, onun da müziğe yeteneği var.” repliğiyle anne, çocuğuna destek veriyor. Bir yandan da toplumumuzda annelerin çocuklarını ne derece savunabileceği gösteriliyor. Baba, bir noktada öğretmenle aynı fikirde olduğu için eşiyle yine çatışma yaşıyor. Dizi boyunca neredeyse her sahnede babanın varlığına rağmen, çözüm üretmeye çalışan ve çocuğuna koşulsuz destek veren anne oluyor.

Çocuğun müziğe ilgisiyle birlikte, izleyici, çocukta değişimlerin olacağını düşünüyor. Ancak bu değişim ve dönüşüm, yine çocuğun isyanını içeriyor. Rap türünde şarkı yazan karakter, ailesine yazdığı şarkıyı okuyor ve toplumda eksik gördüğü durumlara vurgu yapıyor. Yaşını aşan tespitlerde bulunuyor ve ailesine karşı ağır eleştirilerde bulunuyor. Çocuk olmasına rağmen, açık bir şekilde tüm düşüncelerini dile getiriyor. Ancak onun açıkça düşüncelerini dile getirmesi, ailesini şaşkınlığa uğratıyor. Annenin şarkıya yorumu ise yalnızca “Güzel ama sanki biraz karanlık olmuş!” oluyor. Evet, karakter dizi boyunca içindeki karanlığı bir ışık bulmaya çalışıyor ya da gördüğü karanlıklara ışık tutmaya çalışıyor. Asi davranışları ve isyanları, dizi boyunca devam ediyor. Dizinin sonlarına doğru, 5. bölümün son sahnesinde, bu isyan net bir şekilde görülüyor. İzleyici, karakteri bulunduğu ortamdan dışarı çıkarken görüyor ve bir anda sahne dekorları, set alanı, kameralar, set çalışanları, mikrofonları da görüyor. Bu sırada karakter, oyuna devam ediyor. Kameraya bağırıyor, önünden çekilmelerini istiyor. Bu sahnede izleyici, net bir şekilde karakterin öfkesiyle karşılaşıyor ve bu isyandan payına düşeni alıyor.

İsyandan sonra, karakterin sokaklarda meditasyon yaparak para kazandığı görülüyor. Karakter portakal olduğuna o kadar inanıyor ki, artık izleyici onu turuncu kıyafetlerle ve turuncu bedeniyle görüyor. O, bu dünyaya vizesiz geldiğine ve öyle gideceğine inanıyor. Dizinin başında olduğu gibi, sonunda da vitamin olarak anne karnına geri dönüyor.

Uzun zamandır Türk yapımları arasında izlediğim ve beni fazlasıyla düşünmeye sevk eden bir yapım olmamıştı. Dizideki her karakterden bir parçayı kendimde buldum. Bu analizi yaparken diziyi genel hatlarıyla ele almak bana daha doğru geldi. Çünkü yazıyı okurken, okurların satır satır diziyi okumasını istemedim. İlgisini çeken ve izlemek isteyen seyircilere alan yaratmak istedim. Berkun Oya’yı bizleri bu yapımla tanıştırdığı için teşekkür ediyorum. Ülkemizin böyle yapımlara ve türlere ihtiyaç duyduğu aşikâr. Son yıllarda senaristler, bu ihtiyaçlara kulak vermiş gözüküyorlar. Bu türdeki yeni yapımların seyirciyle buluşacağına inanıyorum.

Yorum bırakın